|
 |
|
|
15/12 BASIN TOPLANTISI
Ülkemizin önemli ve tarihi bir dönüm noktasına girdiği bir zaman
diliminde, gerçekleştirdiğimiz basın toplantımıza katılan değerli Basın
mensuplarına ve üyelerimize teşekkür ederek toplantımızı başlatmak
istiyorum.
Yaklaşık 43 yıllık bir serüvenin son bölümüne yaklaştığımız bir dönemde,
ülkemiz ve milletimiz adına çok önemli kararların alınacağı AB müzakere
süreci, 17-12-2004 günü AB üyesi ülkelerin temsilcilerinin vereceği bir
kararla başlamak üzeredir.
AET olarak kurulan AB, daha sonra AT halini almış ve en son olarak
siyasi, ekonomik ve kültürel bir birlik yani AB olarak kendini
tanımlayan bu birliğin nihai hedefi ise; Tek para, tek ordu, tek bayrak
denklemi ile ifadesini bulan Avrupa Birleşik Devletleri olmaktır.Avrupa
Birleşik Devletleri fikri ilk olarak 1946 da Churchill tarafından ortaya
atılmıştır.Yakın zamanda dağılan S.S.C.B. vardı.Bu birlikte, Türk
Devletleri ve birçok devletler vardı. Eski S.S.C.B.nin içinde
Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan Cumhuriyetleri yer almakta
idi.Ancak biz onların varlığını bile S.S.C.B. dağıldıktan sonra
öğrendik.
Avrupa Birleşik Devletleri oluşumunu tamamladığında, T.C.nin durumu eski
S.S.C.B. içindeki Türk Cumhuriyetlerinden veya Amerika Birleşik
Devletlerini oluşturan herhangi bir devletten çok farklı
olmayacaktır.Birçok kimse onların adını bile bilmiyor. .
Bu tespitleri yaptıktan sonra, AB nin 17 Aralık ta Türkiye ile
müzakereleri 2005 yılında başlatacağını ve Tam üyelik için 2014 yılının
tarih olarak ortaya atılacağını bugünden söyleyebilirim.
Ancak bu müzakere tarihi maalesef BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ için
sonun bir başlangıcı olacaktır.Bunu görebilmek için kahin olmaya gerek
yoktur.
6.Ekim.2004 te açıklanan İlerleme Raporu ve ekleri, ve yapılan
uygulamalar parçalanmış bir Türkiye nin hedeflendiğini açıkça
göstermektedir.
Ermeni Soykırımının Tanınması, Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin tanınması,
Alevilerin ve Kürtlerin Azınlık olarak kabul edilmesi, Fener Rum
Patriğinin Ekümenik olarak tanınması gibi şartlar şu anda müzakerelerin
başlaması için bir şart olarak konulmasa da , müzakere dönemi içinde
Türkiye nin önüne konulacağı parlamenterler tarafından açıkça ifade
edilmektedir.
Türkiye nin bir bütün olarak AB ye alınmayacağının en açık delili EURO
banknotlarıdır. EURO banknotlarının arkasında yer alan AB haritası
Türkiye nin yarısını içine almaktadır.
Yine İlerleme Raporu ve eklerinde yer alan ’22 barajın yeraldığı G.Doğu
Anadolu Bölgesi ve GAP ın uluslar arası bir yönetime devredilmesinin
önerilmesi ve bu önerinin yapıldığı ifadelerde İSRAİL ve komşularına
suyun adil bir şekilde dağıtılması cümlesi, gelecekte G.Doğu Anadolu nun
Türkiye nin bir parçası olarak görülmediğinin diplomatik bir kurnazlıkla
ifadesidir.
Türkiye ye gelen parlamenterlerin ANKARA dan önce DİYARBAKIR a gitmesi,
Zana ve arkadaşlarının Avrupa başkentlerinde yaptıkları çalışmalar,
yerel yönetimler yasasında yapılan yeni düzenlemeler, Kürtlerin azınlık
olarak görülmesi bu bölge üzerinde çok ciddi ve kapsamlı bir programın
yürütüldüğünü göstermektedir.
Gümrük Birliğinin faturası ülkemize 70 milyar USD olmuştur.(ATO) Bizim
AB ye ihracattan çok ithalatımız olmuştur.Hastalıklı etleri ithal
edilerek hayvancılık ölmüş tarım bitmek üzeredir.Kendi kendine yeten
sayılı ülkelerden biri olan Türkiye maalesef buğday ithal eder hale
gelmiştir.
Ülkemizin AB den ekonomik,siyasi ve kültürel hiçbir menfaati olmadığı
ortada iken, daha fazla zaman kaybetmeden, AB serüvenine son verip,
alternatiflerin ülkemizin önüne konulması gerekmektedir.
D-8 oluşumu ülkemiz için büyük bir şanstır.800 milyonluk dev bir Pazar
ve Türkiye nin lider olabileceği bir oluşum derhal harekete
geçirilmelidir.
Saygılarımla, İSMAİL ÖZDEMİR
ASKON BURSA ŞUBE BAŞKANI
|
|
| |
|
 |
| |
AB YERİNE D-8
/ 15.12.2004
Askon Bursa Şube Başkanı İsmail Özdemir, düzenlediği basın
toplantısında;
AB sürecinin 42 yıl önce başladığını, işleyen zamanın Türkiye nin
aleyhine işlediğini ve AB ile Türkiye nin çıkarlarının çatıştığını bu
nedenle hemen alternatiflerin Türkiye nin önüne konulması gerektiğini
ifade ederek şu açıklamaları yaptı.
1.Türkiye AB ye değil AET ye müracaat etmiştir.AET bir ekonomik
birliktir.AB ise siyasi, kültürel bir birliktir.ABD nasıl bir birlik ise
AB de öyle bir birliktir.Daha önce S.S.C.B. vardı.
Tek ordu, tek sınır, tek para tek devlet olmak demektir.Biz T.C.yi yolda
bulmadık.500.Bin şehit vererek aldığımız egemenliğimizden zerre kadar
taviz veremeyiz.
2.Gümrük Birliği Türkiye ye 70 milyar dolar zarar vermiştir.(ATO
Araştırması) Ekonomik olarak da ülkemizin aleyhine olan AB nin ülkemizin
içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara çözüm getirmeyeceği hatta bu
sıkıntıları artıracağı ortadadır.
3.AB Türkiye nin bölünmesi sonucunu doğuracak stratejiler
peşindedir.Ülkemize gelen AB yetkililerinin Ankara dan önce Diyarbakır a
gitmesi, Kürtlerin ve Alevilerin azınlık olarak görülmesi, AB üyesi bazı
devletlerin; ERMENİ soykırımını tanıması, Fener Rum Patriğini EKÜMENİK
olarak tanıması, hepimiz BİZANS ın çocuklarıyız ifadesinin kasıtlı
olarak dile getirilmesi, Misyoner faaliyetlerinin yoğunlaşması ve
benzeri diğer faaliyetler ülkemizin bölünmesi sonucunu doğuracak
faaliyetlerdir.İlerleme raporu ve ekleri incelendiğinde bunu açıkça
görebiliriz.
Bütün bu gelişmeler karşısında, iktidarın biran önce ülkemizi AB
macerasından çıkartıp, D-8 alternatifini gündeme almasını ve
17-Aralık-2004 ten sonra ülkemizin gireceği müzakere süreci türbülansına
girmeden önce D-8 motorlarının çalıştırılması gerektiğini önemle arz
ederim |
|
| |
ASKON BURSA ŞUBESİ
07.09.2004 TARİHLİ BASIN TOPLANTISI METNİDİR.
Ülkemizde ve dünyada çok önemli olayların baş döndürücü bir hızla
yaşandığı, ve dünyanın hızla büyük bir kaosa sürüklendiği bir ortamda
gerçekleştirdiğimiz EYLÜL ayı basın toplantımızın ülkemiz ve dünyamız
için hayırlı olmasını diliyorum.
PUTİN in TÜRKİYE ye GELİŞİNİN ENGELLENMESİ
Öncelikle en sıcak gelişme olan Putin in Türkiye ziyareti öncesi yaşanan
olaylarla başlamak istiyorum.Putin Türkiye ye, oluşmaya başlayan yeni
bir ekonomik birlik olan AVRASYA birliği çerçevesinde TÜRKİYE ile ticari
ve ekonomik işbirliğini geliştirmek için gelecekti.Maalesef üst üste
yaşanan olaylar bu ziyareti önledi.Sonucuna baktığımızda bu olayları
kimlerin gerçekleştirdiğini kolaylıkla görebiliriz.Amerika ve İsrail tüm
dünyada kendilerinin kontrolü dışında hiçbir işbirliğine asla tahammül
edemediği gibi, tüm dünyada ki kaynakları kontrolleri altına almışlar ve
bu kaynakları sömürmelerine tehdit olabilecek bölgesel işbirliklerini
engellemek için her yola başvurmaktadır.
BÜYÜK İSRAİL PROJESİ İŞLİYOR-NİL den FIRAT a ARZ-I MEV UD hayalleri bir
bir hayata geçiyor.Yabancılara toprak satışı nın serbest bırakılması ile
GAP bölgesi kapış kapış gidiyor.Bu projenin önündeki en büyük engel
TÜRKİYE ekonomik bir krize sürükleniyor.
CARİ AÇIK BÜYÜYOR-
Basit ifade ile ülkemizin döviz girdileri ile ülkemizden çıkan döviz
arasındaki fark olan cari açık maalesef çok hızla artmaya devam
ediyor.Bazı hükümet yanlısı ekonomistlere göre risk oluşturmadığı
söylense de cari açık çok ciddi risk oluşturmaktadır.Çünkü cari açık
uluslararası sermayenin ülkemize akıttığı sıcak para ile finanse
edilmektedir.Siyasi ve ticari beklentileri karşılanmadığı zaman veya
siyasi iktidar menfaatlerine ters düştüğünde ellerindeki para kozunu
kullanan uluslar arası sermaye ülkemizi büyük ekonomik krize
sürükleyecek ve ülkemizin bölünmesine zemin oluşturacaklardır.
Ekonomik açıdan da cari açık ‘Kan kaybeden hastaya benzemektedir.Kan
kaybeden hastaya ölüm riski yok deyip kanamanın devam etmesine göz
yumamazsınız.
Cari açık TLnin değer kaybetmesi ile asla düzelmeyecektir.Yine bu açığın
finansmanı halen daha sıcak para yani kısa vadeli fonlara dayandığı
sürece ekonominin üzerindeki risk bulutları dağılmayacak ve reel kesim
yatırıma yönelmeyecektir.
Revize edilmiş cari açık hedefi de ilk 7 ayda aşılmıştır.Yıl sonu cari
açığın 18 milyar USD olacağını tahmin ediyor ve bunun da çok ciddi risk
taşıdığını ifade etmek istiyorum.
DIŞ TİCARET AÇIĞI DA ÜRKÜTÜCÜ BOYUTLARA GELMİŞTİR.
İhracat ta kazandığımızın üzerine %50 koyuyor ithalata harcıyoruz.Dış
Ticaret Müsteşarlığının tahminlerine göre yıl sonunda 60 milyar USD
ihracat-90 milyar USD ithalat olması bekleniyor.30 milyar USD dış
ticaret açığı bu hükümetin başarısız bir ekonomi izlediğini
gösteriyor.Turizm, yurtdışı işçi ve müteahhitlerimizin getirdiklerini
biz ithalata harcıyoruz.İthalatın patlaması 2005 yılında yurtiçinde
iflaslara neden olacaktır.
İŞSİZLİK ARTIYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre işsizlik
artmaktadır.Bu öncü depremdir.İthalat patlaması sonucu yurtiçinde işleri
azalan işyerlerinin işçi çıkarmaları ile başlayan bu öncü deprem 2005
yılında iflaslar ile devam edecektir.
REEL FAİZLER DÜŞMÜYOR.
Enflasyon ile borçlanma faizleri arasındaki fark % 20 dir.Bu reel faiz
maalesef düşmüyor. Dünyanın en az riskle en fazla faiz kazandıran ülkesi
Türkiye ye akan uluslar arası sermaye milletimizin kanını emmeye devam
ediyor.Bu faizlerle yatırım ve istihdam olmaz.
K.K.T.C. NİÇİN GÜNDEMDEN DÜŞÜRÜLDÜ.
AB verdiği sözleri niçin tutmuyor? K.K.T.C. tanınması ve izolasyonun
kaldırılması için verilen sözler tutulmadığı gibi, K.K.T.C. Rumların
insafına bırakılmıştır.
Saygılarımla İsmail ÖZDEMİR
ASKON BURSA ŞB.BSK.
|
|
|
Değerli Basın Mensupları,
basın toplantımıza hoş geldiniz. Sizleri saygı ile selamlarken, basın
toplantımızın ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Ülkemizin çok önemli olayları yaşadığı bir dönemde, ASKON Bursa Şubesi
olarak, endişe ettiğimiz konularda gerekli uyarıları yapmak üzere bu
basın toplantımızı yapıyoruz.
Ekonomisi uluslar arası sermayenin kuşatması altında kalan ülkemiz,
siyaseten de parçalanmaya doğru sürüklenmektadir.
BORÇ STOKLARINDAKİ ARTIŞ
-İç ve dış borçlarımız 300 milyar USD yi aşmış ve uzun vadeli borçlar
kısa vadeliye dönüşmüştür.
Şubat-2002 de 150 milyar USD olan toplam borç stoğu, Derviş in
gelmesiyle birlikte hızla artış sürecine girmiş, Kasım-2002 de 215
milyar USD ye ulaşmış, 3 Kasım 2002 den bugüne ise 300 milyar USD ye
tırmanmıştır.Bu hızla borçlanma devam ederse 3 yıl içinde 500 milyar USD
ye tırmanması muhtemel toplam borç stoğunun ülkemiz için çok ciddi risk
oluşturduğunu önemle ifade etmek istiyorum.
YATIRIMLARIN KISILMASI
-Borçlanmanın hızla artmasına karşın maalesef, yatırım Cumhuriyet
tarihinin en düşük seviyesine inmiştir.
Yani alınan borçla yine borç ödenmiştir.Borcun borçla ödenmesi sonuçta
ciddi krizin habercisidir.
DIŞ TİCARET AÇIĞI VE BÜYÜYEN CARİ AÇIK
-Dış ticaret açığının ilk 5 ayda 12 milyar USD olması yine cari işlemler
açığının 7 milyar USD olması yıl sonunda çok ciddi cari açık olacağını
göstermektedir.
SICAK PARA
-2003 sonu itibariyle yaklaşık 15 milyar USD yi bulan sıcak para da
ciddi tehditdir. KASIM-2000 ve ŞUBAT-2001 krizlerinde dönemin Başbakanı
Bülent ECEVİT , yabancı bankalar TÜRKİYE ye döviz spekülasyonu yapıyor
açıklamasını yapmıştı.Bugün de sadece 2004 yılının ilk çeyreğinde 7
milyar USD cari açığın 6 milyar USD ye yakın kısmının yabancıların
portföy yatırımları, bankalar ve özel sektörün kısa vadeli borçlarıyla
finanse edildiğini görünce ister istemez aklımıza eski krizler geliyor.
KISA VADELİ BORÇLARDA ARTIŞ 2003 sonunda 23 milyar USD olan kısa vadeli
borçlar 2004 yılının ilk çeyreğinde 2.2 milyar USD artarak 25.2 milyar
USD ye yükselmiştir.
HORMONLU BİR BÜYÜME
-2004 yılının ilk çeyreğinde ki büyüme rakamı 12.4 oldukça yüksek.Ancak
büyüme hızının kaynağına baktığımızda ithalata dayalı bir büyüme
görüyoruz.Üretime dayalı olmayan büyüme hormonlu bir büyümedir.Ayrıca
büyüme halka yansıması lazım.Büyüme halka indirilemezse, halkın geçimini
kolaylaştıramazsanız bu büyüme kağıt üstünde kalmaya mahkumdur.Türkiye
büyüyor ama bir taraftan işsizlik artıyor.İstihdam oluşturmayan büyüme
ileride çok ciddi sorunlar oluşturacaktır
REEL EKONOMİNİN HAREKETE GEÇMESİ İÇİN ACİL ADIMLAR ATILMALI
-Faiz gelirlerinden vergi alınmazken, küçük ve orta ölçekli sanayici ve
esnafımız vergi dairelerine çağrılıp
defter inceleme tehditleri ile salma vergi uygulamasından
vazgeçilsin.Aksine hala üretmek, topluma hizmet etmek için çırpınan
küçük ve orta ölçekli işletmelere vergi muafiyeti ve teşvik uygulamaları
getirilsin.
Yoksa 2005 yılında kalan işletmeler de kepenk kapatmak zorunda
kalacaktır.
GÜMRÜK BİRLİĞİ YERİNE YENİ ALTERNATİFLER D-8
-Gümrük Birliği ülkemize bugüne kadar 78 milyar USD ye mal
olmuştur.Halen AB ülkemizi birliğe almayı değil müzakere tarihi vermeyi
konuşmaktadır.Bu nedenle AB nin alternatifi olarak acilen D-8 oluşumunu
harekete geçirmeli 850 milyonluk D-8 pazarını değerlendirmeliyiz.
BOP VE BİP ÜLKEMİZİ DE İÇİNE ALACAKTIR
-Büyük Ortadoğu Projesi aslında Büyük İsrail Projesidir.K.Irak ta
kırmızı çizgiler unutturlmuştur.Yıllardan beri NİL ile FIRAT arasını
kutsal toprakları olarak gören İSRAİL bu iddiasından vazgeçmediğine göre
bölgedeki yeni yapılanmaları bu gözle izlemeli, bölgedeki komşu
ülkelerle işbirliğinin artırılması için gerekli adımların atılması
gerekmektedir.
YOBAZ BİR LAİKLİK ANLAYIŞINDAN VE UYGULAMASINADAN VAZGEÇİLMELİ
-Dindar ve mütedeyyin insanlarımıza uygulanan baskı ve dayatmaların
biran önce kaldırılması, milletimizin birlik ve beraberliğinin biran
önce tesis edilmesi gerekmektedir.
Saygılarımla… İsmail ÖZDEMİR
ASKON ANADOLU ASLANLARI İŞADAMLARI DERNEĞİ
BURSA ŞB.BŞK.
|
|
|
EKONOMİ NEREYE GİDİYOR.
Türkiye ekonomisinin geleceğini görebilmek için, geçmişine ve bugün
geldiği noktayı iyi tesbit etmemiz gerekir.
Özellikle dış merkezli çözüm arayışlarını esas alan iktidarlar elinde,
bugüne kadar ülkemiz, maalesef beklenen kalkınmayı gerçekleştiremediği
gibi, ekonomik bir iflasa adım adım sürüklenmektedir.
Son elli yıla baktığımızda, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin büyük bir
sanayi devrimi ve kalkınma gerçekleştirdiğini görüyoruz.Halbuki Almanya
ve Japonya 2.Dünya savaşında yerlebir olmuş, taş taş üstünde kalmamıştı.
Türkiye ise 2.Dünya savaşına girmemiş olmasına rağmen, Almanya ve
Japonya dan çok daha fazla yer altı, yerüstü kaynaklara sahip olmasına
rağmen beklenen kalkınmayı gerçekleştirememiştir.
Sadece bu gerçek bile bize, son elli yılda girilen yolun ve hala ısrarla
devam edilmek istenen bu yolun yanlış olduğunu gösteriyor.
Ülkemizi uçuruma götüren bu yanlış yol, teslimiyetçi ve dış merkezli
çözüm arayışlarını esas alan yoldur.Atalarımızın ‘BORÇ ALAN EMİR ALIR’
sözünü gözardı edenler, borç verenlerin dayattıkları ekonomik
politikalar sonucunda, 1 USD=1500000 TL olmasına, tarımda ihraç eden
ülke değil, ithal eden ülke durumuna düşmesine, dış ticaret açığı ve dış
borcu hergeçen gün hızla artan ülke durumuna düşmesine sebep
olmuşlardır.
‘EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞI OLMAYANLAR ASLA BAĞIMSIZ OLAMAZLAR’
Yıllarca borçlanmaktan ve borcu borçla kapatmaktan başka bir çözüm
üretemeyen iktidarlar, borç verenlerin emirlerinden
çıkamamışlardır.Sanayi ve tarımda dayatılan yanlış politikalar sonucunda
sanayi ve tarım tamamen bitirilmiştir.
Bir ülkede memurun maaşı, işçinin asgari ücreti, tarım ve sanayi
politikaları IMF tarafından tespit ediliyor, bütçe IMF onayı ile
hazırlanıyor ise o ülkede nasıl bağımsız olunabilir.
Bugün geldiğimiz bu noktada, ekonomi iyiye gidiyor demek bu ülkeye ve
millete yapılan en büyük kötülüktür.300 milyar USD toplam borç ve her
geçen gün hızla artan bir borç, yine bu hızla giderse yıllık 40 milyar
USD dış ticaret açığı, yıllık 50 milyar USD bütçe açığı ekonomimiz için
S.O.S vermektedir.Piyasalardaki durgunluk hala sürmektedir.Umutlar
tükenmeye başlamıştır.
Şubat 2001 de çıkan ekonomik kriz öncesi KASIM-2000 de öncü bir sarsıntı
olmuştu.O günlerde de krizlerden beslenen rantiye, ekonomi iyiye gidiyor
diyordu.Enflasyon ve faizler düşüşte idi.Hatta aylık faizler % 1.5
enflasyon % 1.2 lere inmişti.
Bugün ŞUBAT 2001 den daha zor ve tehlikeli durumdayız.Ogün toplam 150
milyar USD borcumuz vardı.Dış ticaret açığı 10 milyar USD
idi.Ekonomideki sıcak para bugünkünden çok daha azdı.Uluslararası
sermaye ogün ülkemizde siyasi bir bölünme gerçekleştirmek için ekonomik
krizi çıkarttı.Toplumdaki dayanışma ruhu beklenmedik bir direnç ortaya
koyunca, tekrar borçların artırılması için düğmeye basıldı.DERVİŞ
ekonominin başına geçti.1.5 yılda 70 milyar USD borçlar arttı.KASIM-2002
den sonra da bugüne kadar 75 milyar USD borçlar arttı.Bu hızla 2004
sonunda 350 milyar USD toplam borç ülkemiz için çok ciddi tehdit
oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, geldiğimiz bu uçurumuın kenarından kurtulmamız için, hemen
dış merkezli çözüm yollarını bırakmalı, IMF nin bize verdiği yol
haritasını bırakmalıyız.1996-1997 yıllarında olduğu gibi, milli
çözümlerle milli kaynaklara yönelmeliyiz.Milletin ve ülkenin milli
kaynaklarını harakete geçirmeliyiz.
İçinde bulunduğumuz bu ülke gemisini, dışarıdan kumandalarla gemiyi
sahile çıkaracağını zannedenlere değil, geminin içindeki gercek kaptana
teslim edelim. 05.06.2004
İSMAİL ÖZDEMİR
|
|
|
|
| |